31 Ağustos 2013 Cumartesi

bir insana armağan edilebilecek belki de en güzel şarkı....



sadece sen

aklımda başka kimse yok
başka hiç kimse senin kadar benim değil
yanımda senden başkasına tahammül edemiyorum
büyük bir sorun bu benimki

başka kimseye bu kadar yaklaşmıyorum
ellerine düşlerimi teslim etmek için
yüreğimde başka kimse yok
sana söylediklerini benim önümde söylesinler

yalnızca seni alıyorum kucağıma
sevinci ve kederi seninle paylaşıyorum
yalnızca senin bana yaslanmana izin veriyorum
yalnızca sana veriyorum beden ve ruh olarak kendimi

başka kimseye rastlamadım
yalnızlığımı böylesi çözebilen
başka kimseyi hiç böyle hissetmedim
her bir düşünceden parçalar var sende

henüz bulmuş değilim kimseyi
gökyüzümün rengini değiştirecek olan
kimseyi koyamam önüne
benimleyken korkmasın diye yüreğin

yalnızca seni alıyorum kucağıma
sevinci ve kederi seninle paylaşıyorum
yalnızca senin bana yaslanmana izin veriyorum
yalnızca sana veriyorum beden ve ruh olarak kendimi

9 Ocak 2013 Çarşamba

LET THE SKYFALL


where you go i go
what you see i see 
i know i'd never be me without the security of your loving arms keeping me from harm 
put your hand in my hand 
and we'll stand

20 Kasım 2012 Salı

Sevgilim



Sevgilim, saçlarını tarayıp gerdanını okşayıp
Ninniler söyleyip dizlerimde uyutsam seni
Sevgilim, kadere aldanmayıp kağıt olup kalem olup
Mutlulukla bir son bulup en sonuma yazsam seni

Hiçbir şeye değişmem aşkla bakan gözlerini
En son anımda bile söylemeliyim sevdiğimi
Hiçbir şeye değişmem senle geçen günlerimi
En son anımda bile tutmalıyım ellerini

9 Kasım 2012 Cuma

the best thing that's ever been mine



You made a rebel of a careless man's careful daughter
You are the best thing that's ever been mine

8 Kasım 2012 Perşembe

ŞEREFE!



- Kardeşim işte ne olursa olsun gene de özlüyor insan. Hiç nefesini boş yere yorma Ahmedim. Neyini özlüyorum niye özlüyorum bilmiyorum ki. Özlüyorum işte. Hani her hafta halı saha maçında yenilip ertesi hafta yine o sahaya çıkmaya benziyor benimkisi. Ben ya oyunun kendisini seviyorum ya da maçı kaybetmeye o kadar alışmışım ki koymuyor artık. Giden gidiyor ya kardeşim, sen zannediyor musun ki kalan kalabiliyor. İlk o gidiyor lan. Gitme demiyor ya ilk o gidiyor lan. Nerde ne yapıyordur acaba sevdiklerimiz, sevgililerimiz? Onlar da bizim için "ne yapıyordur acaba" diyorlar mıdır la?

- Mutlulardır herhalde.

-Onlar da mutlu olsunlar da. Kaldığımızda mutlu olamayanlar yokluğumuzla mutlu olsunlar ki, bir sike yarasın gidişimiz.

...

- yaşanan onca şeye, pay edilen ekmeğe, birlikte ilk defa dinlenen şarkılara!
- ceptekini üleştirmeye, başlı kıçlı yatmalara, damı akan odalarda kurulan hayallere!
- ilk aşklara!
- ilk reddedilişlere!
- salondaki çekyatta yattığımız eş dost gezmelerine!
- sırf ucuz olsun diye yediğimiz ketçaplı pilavlara la!
- yoklukta içtiğimiz mantarı hep içine düşen şişesinden ucuz şaraplara!
- kaçak binilen trenlere, esnaf lokantalarına!
- görüşmediğimiz arkadaşlara, ayrıldığımız sevgililere!
- alayına isyan değil işte kardeşim, alayının şerefine içiyoruz la!
- hadi!
cam cama
can cana
şerefe!






3 Haziran 2012 Pazar

Mickey and Sylvia - Love Is Strange


love, love is strange
lot of people take it for a game
once you get it
you'll never wanna quit (no, no)
after you've had it (yeah, yeah)
you're in an awful fix
many people
don't understand (no, no)
they think loving (yeah, yeah)
is money in the hand
your sweet loving
is better than a kiss
when you leave me
sweet kisses i miss

mickey:
silvia...

silvia:
yes mickey?

mickey:
how do you call your loverboy?

silvia:
come 'ere loverboy!!

mickey:
and if he doesnt answer?

silvia:
ohh loverboy!

mickey:
and if he still doesnt answer?

silvia:
i simply say
baby,
oohh baby
my sweet baby
you're the one

together:
baby,
oohh baby
my sweet baby
you're the one

GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ

GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ

Bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
                         kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
                                      esmer alınlarında
                          bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
                     güneşe giden
                                        köprüden
                                               geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
Ben de söyledim o türküyü!
Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
                                        yırtarak
                                              gerindik!
Sıçradık;
            şimşekli rüzgâra bindik!.
Kayalardan
            kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
                             şaha kalkan atlarını!

                    Akın var
                                güneşe akın!
                        Güneşi zaptedeceğiz
                                güneşin zaptı yakın!

Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
                            göz yaşlarını
                                        boynunda ağır bir
                                                                zincir
                                                                    gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
            kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
İşte:
        şu güneşten
                        düşen
                               ateşte
                                    milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
                düşen
                        ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!

                          Akın var
                                  güneşe akın!
                          Güneşi zaaptedeceğiz
                                  güneşin zaptı yakın!

Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neş'emiz sıcak!
                kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
                                                o «an»
                                                    kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
                                            yükseliyoruz
                                                        güneşe doğru!
Ölenler
        döğüşerek öldüler;
                              güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

                          Akın var
                                      güneşe akın!
                          Güneşi zaaaptedeceğiz
                                      güneşin zaptı yakın!

Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
Kalın tuğla bacalar
                    kıvranarak
                                ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
                            emreden!
Bu ses!
        Bu sesin kuvveti,
                             bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
                                                     vuran,
onları oldukları yerde
                                durduran
                                      kuvvet!
Emret ki ölelim
                   emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
           coşuyor!..
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

                           Akın var
                                       güneşe akın!
                           Güneşi zaaaaptedeceğiz
                                       güneşin zaptı yakın!
 

Toprak bakır
            gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
        Haykıralım!


Nâzım HİKMET
 

Sevdalınız Komünisttir Nazım Hikmet

Haziran'da Ölmek Zor

gece leylak ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüregim
uy anam anam, haziranda ölmek zor
calışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat
yorulmuşum, acıkmışım, uykusamışım
anama sövmüs patron
sıkmışım dişlerimi
islıkla söylemişim umutlarımı
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
sıcacık bir yatakta unutturan öpücükler
cıkmışım bir dalgadan, vurmuşum sokaklara
sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla dallarda
insan iskeletleri

gece leylak ve tomurcuk kokuyor
'uyarına gelirse tepemde bir de çınar' demiştin yıllar önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki manda gönü
demek ki
sile bezi
bir de memedin yüzü
bir de saman sarısı
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
yıllar var ter içinde taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran 63'ü
bir kırmızı gül dalı egilmiş üstüne
bir kırmızı gül dalı şimdi uzakta
okşar yanan alnını nazim ustanın
bir kırmızı gül dalı egilmiş üstüne
bir kırmızı gül dalı şimdi uzakta
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta

gece leylak ve tomurcuk kokuyor

geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
suramda bir kuş ötüyor.

haziranda ölmek zor....



-----------------------------------------------------------------------------------------------------------

VASİYET


Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.
Hasan beyin vurdurduğu
            ırgat Osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.
Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
tarlalar orta malı, kanallarda su,
ne kuraklık, ne candarma korkusu.
Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun,
            çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.
Ama bu türküleri söylemişim ben
                     daha onlar düzülmeden,
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.
Benim sessiz komşulara gelince,
şehit Ayşe'yle ırgat Osman
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki de farkında bile olmadan.
Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
- öyle gibi de görünüyor -
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...

                                                                    1953, 27 Nisan
                                                                    Barviha Sanatoryumu


12 Mayıs 2012 Cumartesi

Pazarları Hiç Sevmem - Nil Karaibrahimgil - İstanbuldayım


ben her sabah kalktığımda,
düşüyorum bir boşluğa,
ne yazıyorsa alnımda
sen yoksun hiç yanımda

anlamazlar halimi
kim ne yapsın derdimi
bilmezler özlediğimi
yazmıyor ki alnımda

istanbuldayım, takılıyorum
doğru değil seni düşünüyorum,
bazen bir durup nefes alıyorum,
içimde, bir umut, bir umut
nasıl şey bir güneş bir bulut.

içimde, bir umut, bir umut
nasıl şey, bir hatırla, bir unut.

Whitney Houston - I Have Nothing


share my life, take me for what i am
cause i'll never change all my colours for you
take my love, i'll never ask for too much
just all that you are and everything that you do

i don't really need to look very much further
i don't want to have to go where you don't follow
i won't hold it back again, this passion inside
can't run from myself
there's nowhere to hide
(your love i'll remember forever)

don't make me close one more door
i don't wanna hurt anymore
stay in my arms if you dare
or must i imagine you there
don't walk away from me...
i have nothing, nothing, nothing
if i don't have you, you, you, you.

you see through, right to the heart of me
you break down my walls with the strength of you love
i never knew love like i've known it with you
will a memory survive, one i can hold on to

8 Mayıs 2012 Salı

ağrı

ağrı

-ağrımı anlattığım insanlara,
alihsan'a, ışıl'a, ayhan'a-

sonbaharların kralı gelirmiş meğer istanbul'a
ciğerlerimin filmini çektiler
ciğerlerim artiz oldular icabında
akut alevlenmiş kronik bir sonbahar gibi bakıyordu
sigara figüran falan.
ben kırmızı bir yaprağı oynuyordum esas kız olarak
uçuşuyordum, uçuşmakmış meğer benim anlamım
ben bunu geç anladım.
senin için şiir yazacaktım istanbul
ismini ağrı koyacaktım.
oysa bir şiir niyeydi sanki
yer içer sevişir miydi sanki bir şiir
hamsi ısmarlar mıydı mesela bir şiir insana?
fotoğraf çektirebilir miydi mesela hipodromda atlarla?
rakı içebilir miydi samatya'da
bir şiir uyur muydu kuş gibi
başını alıp da kanatlarının altına?
oysa bir şiir neydi sanki
ben seni ciğerimin köşesindeki arıza kadar sevdim
bir şiir seni bu kadar sever miydi sanıyorsun istanbul?

bağırdım sokaklarına kartondan postlar sermiş ayyaşlara
bana kerametinizi gösterin
kermatenizi gösterin bana!
bir dikişte içtim bir şişe geceni
yıldız komasına girmek istiyordum,
istiyordum dolunay çarpsındı beni
kurt adamlarım serbest kalsındı icabında
kimim fazladan puştluğu varsa bir sigara sarsındı bana
kin kusulsundu, öç alınsın
icabında modern kadındım, ne zaman şişmanlasa ruhum
hemen yarın yeni bir intihara başladım.
ben fazla yemesem diyorum baylar yani
bu kadar hınç bana fazla.
icabında bir allah bir allah daha
çok tanrılı bir din ederdi
bırak müridin olayım istanbul

sen beni hep bir şiir sanıyordun istanbul
oysa çakmaktaşları gibi kıvılcımlıydı gözyaşlarım
ağlamaktan kızaran bir örnek burnum ve gözaltlarımla
bu şiiri ben yaralı bir panda vaziyetinde yazdım
canım yandı
bu şiiri ben bir yangın vaziyetinde yazdım
şimdi bırak sana kedilerime süt getiren eski günlerimi anlatayım
kapıma gül bırakan adamları
ben de icabında bir hafıza mağduruyum
cumartesi günleri gayri annemlerle birlikte
sokaklarında eylemler yapayım.
benim ne sakal yanığı günlerim oldu
guruba bak ve beni an
öpüşmekten yorgun ve kızıl
bir şiir sana bunları söyler miydi sanıyorsun?
yağmurlarında yıkanan kırmızı banklarına baktım
bütün allar bir gün solarmış
ben bunu geç anladım
yağmur meğer tanrının zulmüymüş istanbul.
ağrı neydi, neremdeydi, neresiydi ağrı
kim bana kalbimin menzilini soracaksa sorsun artık
ağrıdurmadanağrıdurmadanağrıdurmadan
ağrı benim durmadan doruğuna tırmandığım
meğer yüksek bir dağmış.

üstümü ara
cebimdeki şiiri usulca kaydırayım senden tarafa
ellerimi de kaldırdım bak
hazırım tutkumu tutukla.
şiirsizim
bu şiir senin ismini ağrı koyar mıydı sanıyorsun istanbul
ben bu şiiri kusarak yazdım.

ekim 2002, yakında kasımpatları da çıkacaktı.

didem madak, yasak meyve şiir dergisi, şubat/mart 2003, sayı:1

5 Mayıs 2012 Cumartesi

silinmiyor yüzün hiç yüzümün yarısından


Ve durdu saatler ,susuyor seni zaman
sesin döndü kulağımda, dedi uykudan uyan
yine böyle bir akşamdı
sen gülüyordun ya gözlerimin içine
fesleğenler boy vermişti
gökten parlak bir yıldız düştü peşime
sakladım gözyaşlarımı
bir gün geri dönersin diye
soldu resimler hatıranla
geçti baharım, söndü bile bile
şarkılar söyledi rüzgar
boş bir şarap şişesinin dudağından
kalbim öyle bir yanmış ki
silinmiyor yüzün hiç yüzümün yarısından
sakladım gözyaşlarımı
bir gün geri dönersin diye
soldu resimler hatıranla
geçti baharım söndü bile bile

Söz-Müzik : Mabel Matiz

aklıma sardım seni


Neden kaçtın, neden, mesut olurduk belki
korkuttum mu seni, benden ne zarar gelir ki

seni seyir etmem, gezmem lazımdı
bu yolun sonunu bulmam lazımdı
seni tanımam, bilmem lazımdı
bu hikayeye bi son lazımdı

öyle uzaktan, uzaktan hiç konuşmadan
nasıl da bağladın beni
hani bi' geldin, bi' kayboldun
esrarlı mağrurdun aklıma sardım seni

nedir sırrın, nesin çekip bıraktın, sen kimsin
toz ol derdim bitsin, aklım aşkını yensin

Seni seyir etmem, gezmem lazımdı
bu yolun sonunu bulmam lazımdı
seni tanımam, bilmem lazımdı
dudaklarıma bir veda lazımdı

öyle uzaktan, uzaktan hiç konuşmadan
nasıl da bağladın beni
hani bi geldin, bi kayboldun
esrarlı mağrurdun aklıma sardım seni

27 Nisan 2012 Cuma

bazen....


Güneş doğar 
Güneş batar 
Ama insan uyumaz bazen 
Düşünür 
Geceler kısa 
Çabuk geçer 
Ama insan uyumaz bazen
Düşünür 
Deniz masmavidir ne güzel 
Ama insanlar görmez bazen 
Şiirler şarkılar masallar 
Ama insanlar duymaz bazen 
Üzme kendini 
Ümitsiz gibi 
Sevenin var bak 
Ne güzel




bazen eski sözcüklere bakmaz mısın 
nasıl küçük nasıl zararsızlar oysa 
orada ne yalanlar ihanetler gizlidir 
korkma, bir daha gelmem üstüne 

çünkü ben kayboldum, geri dönmem imkansız
hem uzak hem hoyrat senin ülken 
çünkü ben kayboldum, geri dönmem imkansız 
yine de mutluyum 

bazen eski defterleri açmaz mısın 
onlar masum duran o saklı sayfalar 
pistir ve temizdir sadece laf vardır orada 
bir daha gelmem üstüne 

her şeyi, her şeyi bıraktım 
artık çok mutluyum




Hatırlıyor musun kim olduğunu 
Hala hissedebiliyor musun 
Ne zamandır farkında mısın yokluğunun 
Arasan bulur musun kaybolduğun yerleri 

Gündüzün geçtiğini farketmedin bile 
Anılar sinemasından bir bilet almışsın bu gece 
Ömrün küsmek ve pişmanlıkla geçip gidiyor 
Bak hala aynı soruyu soruyorsun kendine 

Bazen kendi gölgene basar sendelersin ıssız sokaklarda 
Bir karayel eser üşütür yalnızlığını yüzüne vurur 
Çıkar gelir pişmanlıklar en zayıf anında 
Boğazında yıllanır bir düğüm 
Umrunda mı zamanın senin küskünlüğün

İçin öyle sıkılır kimse bilmez neyin var sen bile 
Olup bitenleri seyredersin öylece 
Yalnızsındır kalabalıklar içinde kim daha iyi bilir ki 
Bir ses vardır çözer her şeyi yasaktır duyamazsın 

Bazen kendi gölgene basar sendelersin ıssız sokaklarda 
Bir karayel eser üşütür yalnızlığını yüzüne vurur 
Çıkar gelir pişmanlıklar en zayıf anında 
Boğazında yıllanır bir düğüm 
Bazen




bazen tutunursun hayata tüm kollarınla
bazen yanılırsın aniden
bazen yapayalnız kalırsın şu koca dünyada
bazen tıkılırsın hayatta

bir gün gelir tükenirsen
o gün gelir bağırırsan
kimse duymaz
duymaz
kimse duymaz
duymaz




elimizden ipler nasıl kayıyor bazen
zamandan başka çare nasıl kalmıyor bazen
hepimizin hayatı nasıl duruyor bazen
tecrübenin kati şartı bu muymuş zaten

yarın öbür gün aşkın adı değişir, yazık olur
her çarpıntıya koşarsan kalbin yorulur

nasıl kızıyorum kendime bazen
bazenler çoğalıyor bazen
nasıl kızıyorum kendime bazen
bazenler çoğalıyor bazen

başımızdan neler geldi geçti hatırlar mısın
seni aradım kimlerde aşka inanır mısın
ama göremedim ellerde inanır mısın
şimdi daha iyiyim desem alınır mısın

yarın öbür gün aşkın adı değişir yazık olur
her çarpıntıya koşarsan kalbin yorulur

nasıl kızıyorum kendime bazen
bazenler çoğalıyor bazen
nasıl kızıyorum kendime bazen
bazenler çoğalıyor bazen

25 Nisan 2012 Çarşamba

we need humanity


"i'm sorry but i don't want to be an emperor. that's not my business. i don't want to rule or conquer anyone. i should like to try to help everyone - if possible - jew, gentile, - black man - white. we all want to help one another. human beings are like that. we want to live by each other's happiness - not by each other's misery. we don't want to hate and despise one another. in this world there is room for everyone and the good earth is rich and can provide for everyone. the way of life can be free and beautiful, but we have lost the way. greed has poisoned mens souls, has barricaded the world with hate, has goose stepped us into misery and bloodshed. we have developed speed but we have shut ourselves in. machinery that gives abundance has left us in want. our knowledge has made us cynical. our cleverness hard and unkind. we think too much and feel too little. more than machinery we need humanity. more than cleverness we need kindness and gentleness. without these qualities, life will be violent and all will be lost...

the aeroplane and the radio have brought us closer together. the very nature of these inventions cries out for the goodness in men, cries out for universal brotherhoood - for the unity of all. even now my voice is reaching millions throughout the world - millions of despairing men, women, and little children - victims of a system that makes men tortue and imprison innoncent people. to those who can hear me, i say - do not despair. the misery that is now upon us is but the passing of greed - the bitterness of men who fear the way of human progress. the hate of men will pass, and dictators die, and the power they took from the people will return to the people. and so long as men die, liberty will never perish...

soldiers! don't give yourselves to brutes - men who despise you - enslave you - who regiment your lives - tell you what to do - what to think and what to feel! who drill you - diet you - treat you like cattle, use you as cannon fodder. don't give yourselves to these unnatural men - machine men with machine minds and machine hearts! you are not machines! you are not cattle! you are men! you have the love of humanity in your hearts! you don't hate! only the unloved hate - the unloved and the unnatural! soldiers! don't fight for slavery! fight for liberty! in the 17th chapter of st. luke it is written: "the kingdom of god is within man." - not one man nor a group of men, but in all men! in you! you, the people have the power - the power to create machines. the power to create happiness! you the people, have the power to make this life free and beautiful, to make life a wonderful adventure. then in the name of democracy - let us use that power - let us all unite. let us fight for a new world - a decent world that will give men a chance to work - that will give youth a future and old age a security. by the promise of these things, brutes have risen to power. but they lie! they do not fulfill that promise! they never will! dictators free themselves but they enslave the people! now let us fight to fulfill that promise! let us fight to free the world - to do away with national barriers - to do away with greed, with hate and intolerence. let us fight for a world of reason, a world where science and progress will lead to all men's happiness. soldiers! in the name of democracy, let us all unite!"

22 Nisan 2012 Pazar

sussan olmuyor susmasan olmaz, dil dursa hakim bey tende can durmaz


Şikayetim var cümle yasaktan
Dillerimi Hakim Bey bağlasan durmaz
Gelsin jandarma polis karakoldan
Fikrim firarda mahpusa sığmaz eyvah

Gün olur yerle yeksan olurum
Gün olur şahım devri devranda
Kanun üstüne kanun yapsalar
Söz uçar yazı iki cihanda eyvah

Sussan olmuyor susmasan olmaz
Dil dursa Hakim Bey tende can durmaz
Yazsan olmuyor yazmasan olmaz
Kaleme tedbir koma tek durmaz


acılar acılara eklenince ağırlaşıyor.

Bin dokuzyüz on iki miydi, bin dokuz yüz elli iki miydi
Güneşli bir öğle miydi, çiçekler gölgesiz miydi
Ellerim kirli miydi
Neydi
Çiçeklere su mu serpiyordum, bir karanfil çok mu uzaklardan gelmişti
Bilmem ki
Benim bütün yaşamımda hep karanfiller olmuştur
Her zaman hatırlarım
Sanki bir karanfilden sürekli doğmuşumdur
Bin dokuz yüz on iki doğumlu bir karanfili
Karım göğsüme takmıştı. Şimdi ben çok yaşlıyım
Şimdi ben nedense çok yaşlıyım
Herkesi ayrı ayrı tanımam
Ruhi Bey'i İçerenköy'den tanırım
İçerenköy'ü iyi bilirim de ondan
Kaç yıl önceydi, şimdi unuttum
Babasını da tanırım
Kaç yıl önceydi, bilemem
Üryani eriği gibi gözleri vardı
Çizmeleri, kamçısı
Ruhi Bey, benden çiçek alırdı
O zamanlar sokak sokak dolaşırdım
Çiçek alanları iyi bilirdim
Ruhi Bey de çiçek alırdı
Nedense benden alırdı. Çünkü ben çiçekleri çok biçimli tutarım
Kuşkonmazları sevmem, kullanmam
Çiçeklerin aralıklarına bakarım
Sanki ben onları hep yeniden yaratırım, yontarım
Bin dokuz yüz kırk üçde biri öldü
Boynu değil, bir karanfilin sapıydı, yana düştü
Düşünce öldü
Bir ölülük sindi ellerime
Bir ölülük bana sindi
Ona sergimde her zaman bir yer ayırırım
Kimseler bilmez
Ben işte gizli gizli onu sularım
Karanlık bir karanfilliği
Yoklukta bir karanfilliği
O gün bugündür bütün çiçekler
Karanfildir benim için.


Bir gün de bir demet karanfilim yandı
Bir demet karanfilin penceresi, kapısı
Nedense yandı
Önce giyinik bir ev görünümündeydi, öyleydi
Takındı kırmızılarını sonra
Süslendi
Bir boşluk edindi orda kendine
Hemen oracıkta bir boşluk
Açtı şemsiyesini ve gitti.

Ben şimdi oğlumun yanında kalırım
Onun kırmızı yapraklardan yapılmış
Bir zamandışılığı vardır
Beni anlamaz
Anlamaz, niye anlasın
Anlaşılmak -değil mi ama- sanki kimsenin olamaz

Ben kendime bir karanfil mezarı satın aldım
Beni oraya gömecekler
Ruhi Bey cenazeme gelecek
Ama hangi Ruhi Bey
Doğrusu biraz şaşırdım
İçerenköy'deki Ruhi Bey gelmez
Osadece karanfil satın alır
Ölümü pek beğenmez
Şimdiki Ruhi Bey ölüme daha yatkındır
Yaşamaya da
Ölümle yaşam arasında bunalır bunalır
Ben bu kadarını anlarım
O gelir beni kaldırır
Bir karanfil kalabalığına arrtık katılır
Geçen gün gördüm
Acımayı unuttum
Sevinmeyi unuttum
Ben her şeyi artık unutuyorum

Ama o geçerken ne yalan söyleyeyim şuramda bir ağrı duydum
Ağrı da değildi belki, hani, nasıl
Gövdemi yeniden buldum
Acılar acılara eklenince ağırlaşıyor
Gövdem de ağırlaşıyor

Ruhi Beyle kocaman bir demet karanfil oluyoruz
Şu üstümdeki boşluk kadar
Bir demet
Yok artık pek konuşmuyoruz
Benim sözlerim eskidi
Onunki de eskidi
Zaten kelimeler sonludur
Öyledeğil mi
Donuk donuk bakışıyoruz
Ben ölüme iyice yakın
O yaşamaktan uzak
Öyle bir gök içinde durmuş gibiyiz
Karanfiller ölürken
Karanfillerden bir deniz.


bi gün yolda yürüyordum, bi şarkı duydum kalbim acıdı. bu kadar...