aklımda başka kimse yok başka hiç kimse senin kadar benim değil yanımda senden başkasına tahammül edemiyorum büyük bir sorun bu benimki
başka kimseye bu kadar yaklaşmıyorum ellerine düşlerimi teslim etmek için yüreğimde başka kimse yok sana söylediklerini benim önümde söylesinler
yalnızca seni alıyorum kucağıma sevinci ve kederi seninle paylaşıyorum yalnızca senin bana yaslanmana izin veriyorum yalnızca sana veriyorum beden ve ruh olarak kendimi
başka kimseye rastlamadım yalnızlığımı böylesi çözebilen başka kimseyi hiç böyle hissetmedim her bir düşünceden parçalar var sende
henüz bulmuş değilim kimseyi gökyüzümün rengini değiştirecek olan kimseyi koyamam önüne benimleyken korkmasın diye yüreğin
yalnızca seni alıyorum kucağıma sevinci ve kederi seninle paylaşıyorum yalnızca senin bana yaslanmana izin veriyorum yalnızca sana veriyorum beden ve ruh olarak kendimi
Sevgilim, saçlarını tarayıp gerdanını okşayıp Ninniler söyleyip dizlerimde uyutsam seni Sevgilim, kadere aldanmayıp kağıt olup kalem olup Mutlulukla bir son bulup en sonuma yazsam seni
Hiçbir şeye değişmem aşkla bakan gözlerini En son anımda bile söylemeliyim sevdiğimi Hiçbir şeye değişmem senle geçen günlerimi En son anımda bile tutmalıyım ellerini
- Kardeşim işte ne olursa olsun gene de özlüyor insan. Hiç nefesini boş yere yorma Ahmedim. Neyini özlüyorum niye özlüyorum bilmiyorum ki. Özlüyorum işte. Hani her hafta halı saha maçında yenilip ertesi hafta yine o sahaya çıkmaya benziyor benimkisi. Ben ya oyunun kendisini seviyorum ya da maçı kaybetmeye o kadar alışmışım ki koymuyor artık. Giden gidiyor ya kardeşim, sen zannediyor musun ki kalan kalabiliyor. İlk o gidiyor lan. Gitme demiyor ya ilk o gidiyor lan. Nerde ne yapıyordur acaba sevdiklerimiz, sevgililerimiz? Onlar da bizim için "ne yapıyordur acaba" diyorlar mıdır la? - Mutlulardır herhalde.
-Onlar da mutlu olsunlar da. Kaldığımızda mutlu olamayanlar yokluğumuzla mutlu olsunlar ki, bir sike yarasın gidişimiz.
... - yaşanan onca şeye, pay edilen ekmeğe, birlikte ilk defa dinlenen şarkılara! - ceptekini üleştirmeye, başlı kıçlı yatmalara, damı akan odalarda kurulan hayallere! - ilk aşklara! - ilk reddedilişlere! - salondaki çekyatta yattığımız eş dost gezmelerine! - sırf ucuz olsun diye yediğimiz ketçaplı pilavlara la! - yoklukta içtiğimiz mantarı hep içine düşen şişesinden ucuz şaraplara! - kaçak binilen trenlere, esnaf lokantalarına! - görüşmediğimiz arkadaşlara, ayrıldığımız sevgililere! - alayına isyan değil işte kardeşim, alayının şerefine içiyoruz la! - hadi! cam cama can cana şerefe!
love, love is strange lot of people take it for a game once you get it you'll never wanna quit (no, no) after you've had it (yeah, yeah) you're in an awful fix many people don't understand (no, no) they think loving (yeah, yeah) is money in the hand your sweet loving is better than a kiss when you leave me sweet kisses i miss
mickey: silvia...
silvia: yes mickey?
mickey: how do you call your loverboy?
silvia: come 'ere loverboy!!
mickey: and if he doesnt answer?
silvia: ohh loverboy!
mickey: and if he still doesnt answer?
silvia: i simply say baby, oohh baby my sweet baby you're the one
together: baby, oohh baby my sweet baby you're the one
Bu bir türkü:- toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü! Bu bir örgü:- alev bir saç örgüsü! kıvranıyor; kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor esmer alınlarında bakır ayakları çıplak kahramanların! Ben de gördüm o kahramanları, ben de sardım o örgüyü, ben de onlarla güneşe giden köprüden geçtim! Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi. Ben de söyledim o türküyü! Yüreğimiz topraktan aldı hızını; altın yeleli aslanların ağzını yırtarak gerindik! Sıçradık; şimşekli rüzgâra bindik!. Kayalardan kayalarla kopan kartallar çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını. Alev bilekli süvariler kamçılıyor şaha kalkan atlarını!
Akın var güneşe akın! Güneşi zaptedeceğiz güneşin zaptı yakın!
Düşmesin bizimle yola: evinde ağlayanların göz yaşlarını boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar! Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar! İşte: şu güneşten düşen ateşte milyonlarla kırmızı yürek yanıyor! Sen de çıkar göğsünün kafesinden yüreğini; şu güneşten düşen ateşe fırlat; yüreğini yüreklerimizin yanına at!
Akın var güneşe akın! Güneşi zaaptedeceğiz güneşin zaptı yakın!
Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk! Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız, toprak kokuyor bakır sakallarımız! Neş'emiz sıcak! kan kadar sıcak, delikanlıların rüyalarında yanan o «an» kadar sıcak! Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak, ölülerimizin başlarına basarak yükseliyoruz güneşe doğru! Ölenler döğüşerek öldüler; güneşe gömüldüler. Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!
Akın var güneşe akın! Güneşi zaaaptedeceğiz güneşin zaptı yakın!
Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor! Kalın tuğla bacalar kıvranarak ötüyor! Haykırdı en önde giden, emreden! Bu ses! Bu sesin kuvveti, bu kuvvet yaralı aç kurtların gözlerine perde vuran, onları oldukları yerde durduran kuvvet! Emret ki ölelim emret! Güneşi içiyoruz sesinde! Coşuyoruz, coşuyor!.. Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!
Akın var güneşe akın! Güneşi zaaaaptedeceğiz güneşin zaptı yakın!
Toprak bakır gök bakır. Haykır güneşi içenlerin türküsünü, Hay-kır Haykıralım!
yaralı bir şahin olmuş yüregim
uy anam anam, haziranda ölmek zor
calışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat
yorulmuşum, acıkmışım, uykusamışım
anama sövmüs patron
sıkmışım dişlerimi
islıkla söylemişim umutlarımı
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
sıcacık bir yatakta unutturan öpücükler
cıkmışım bir dalgadan, vurmuşum sokaklara
sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla dallarda
insan iskeletleri
gece leylak ve tomurcuk kokuyor
'uyarına gelirse tepemde bir de çınar' demiştin yıllar önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki manda gönü
demek ki
sile bezi
bir de memedin yüzü
bir de saman sarısı
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
yıllar var ter içinde taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran 63'ü
bir kırmızı gül dalı egilmiş üstüne
bir kırmızı gül dalı şimdi uzakta
okşar yanan alnını nazim ustanın
bir kırmızı gül dalı egilmiş üstüne
bir kırmızı gül dalı şimdi uzakta
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta
gece leylak ve tomurcuk kokuyor
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
suramda bir kuş ötüyor.
Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü, ölürsem kurtuluştan önce yani, alıp götürün Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni. Hasan beyin vurdurduğu ırgat Osman yatsın bir yanımda ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda. Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın, seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu, tarlalar orta malı, kanallarda su, ne kuraklık, ne candarma korkusu. Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz, toprağın altında yatar upuzun, çürür kara dallar gibi ölüler, toprağın altında sağır, kör, dilsiz. Ama bu türküleri söylemişim ben daha onlar düzülmeden, duymuşum yanık benzin kokusunu traktörlerin resmi bile çizilmeden. Benim sessiz komşulara gelince, şehit Ayşe'yle ırgat Osman çektiler büyük hasreti sağlıklarında belki de farkında bile olmadan. Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani, - öyle gibi de görünüyor - Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni ve de uyarına gelirse, tepemde bir de çınar olursa taş maş da istemez hani...
share my life, take me for what i am cause i'll never change all my colours for you take my love, i'll never ask for too much just all that you are and everything that you do
i don't really need to look very much further i don't want to have to go where you don't follow i won't hold it back again, this passion inside can't run from myself there's nowhere to hide (your love i'll remember forever)
don't make me close one more door i don't wanna hurt anymore stay in my arms if you dare or must i imagine you there don't walk away from me... i have nothing, nothing, nothing if i don't have you, you, you, you.
you see through, right to the heart of me you break down my walls with the strength of you love i never knew love like i've known it with you will a memory survive, one i can hold on to
sonbaharların kralı gelirmiş meğer istanbul'a ciğerlerimin filmini çektiler ciğerlerim artiz oldular icabında akut alevlenmiş kronik bir sonbahar gibi bakıyordu sigara figüran falan. ben kırmızı bir yaprağı oynuyordum esas kız olarak uçuşuyordum, uçuşmakmış meğer benim anlamım ben bunu geç anladım. senin için şiir yazacaktım istanbul ismini ağrı koyacaktım. oysa bir şiir niyeydi sanki yer içer sevişir miydi sanki bir şiir hamsi ısmarlar mıydı mesela bir şiir insana? fotoğraf çektirebilir miydi mesela hipodromda atlarla? rakı içebilir miydi samatya'da bir şiir uyur muydu kuş gibi başını alıp da kanatlarının altına? oysa bir şiir neydi sanki ben seni ciğerimin köşesindeki arıza kadar sevdim bir şiir seni bu kadar sever miydi sanıyorsun istanbul?
bağırdım sokaklarına kartondan postlar sermiş ayyaşlara bana kerametinizi gösterin kermatenizi gösterin bana! bir dikişte içtim bir şişe geceni yıldız komasına girmek istiyordum, istiyordum dolunay çarpsındı beni kurt adamlarım serbest kalsındı icabında kimim fazladan puştluğu varsa bir sigara sarsındı bana kin kusulsundu, öç alınsın icabında modern kadındım, ne zaman şişmanlasa ruhum hemen yarın yeni bir intihara başladım. ben fazla yemesem diyorum baylar yani bu kadar hınç bana fazla. icabında bir allah bir allah daha çok tanrılı bir din ederdi bırak müridin olayım istanbul
sen beni hep bir şiir sanıyordun istanbul oysa çakmaktaşları gibi kıvılcımlıydı gözyaşlarım ağlamaktan kızaran bir örnek burnum ve gözaltlarımla bu şiiri ben yaralı bir panda vaziyetinde yazdım canım yandı bu şiiri ben bir yangın vaziyetinde yazdım şimdi bırak sana kedilerime süt getiren eski günlerimi anlatayım kapıma gül bırakan adamları ben de icabında bir hafıza mağduruyum cumartesi günleri gayri annemlerle birlikte sokaklarında eylemler yapayım. benim ne sakal yanığı günlerim oldu guruba bak ve beni an öpüşmekten yorgun ve kızıl bir şiir sana bunları söyler miydi sanıyorsun? yağmurlarında yıkanan kırmızı banklarına baktım bütün allar bir gün solarmış ben bunu geç anladım yağmur meğer tanrının zulmüymüş istanbul. ağrı neydi, neremdeydi, neresiydi ağrı kim bana kalbimin menzilini soracaksa sorsun artık ağrıdurmadanağrıdurmadanağrıdurmadan ağrı benim durmadan doruğuna tırmandığım meğer yüksek bir dağmış.
üstümü ara cebimdeki şiiri usulca kaydırayım senden tarafa ellerimi de kaldırdım bak hazırım tutkumu tutukla. şiirsizim bu şiir senin ismini ağrı koyar mıydı sanıyorsun istanbul ben bu şiiri kusarak yazdım.
ekim 2002, yakında kasımpatları da çıkacaktı.
didem madak, yasak meyve şiir dergisi, şubat/mart 2003, sayı:1
Ve durdu saatler ,susuyor seni zaman sesin döndü kulağımda, dedi uykudan uyan yine böyle bir akşamdı sen gülüyordun ya gözlerimin içine fesleğenler boy vermişti gökten parlak bir yıldız düştü peşime sakladım gözyaşlarımı bir gün geri dönersin diye soldu resimler hatıranla geçti baharım, söndü bile bile şarkılar söyledi rüzgar boş bir şarap şişesinin dudağından kalbim öyle bir yanmış ki silinmiyor yüzün hiç yüzümün yarısından sakladım gözyaşlarımı bir gün geri dönersin diye soldu resimler hatıranla geçti baharım söndü bile bile
"i'm sorry but i don't want to be an emperor. that's not my business. i don't want to rule or conquer anyone. i should like to try to help everyone - if possible - jew, gentile, - black man - white. we all want to help one another. human beings are like that. we want to live by each other's happiness - not by each other's misery. we don't want to hate and despise one another. in this world there is room for everyone and the good earth is rich and can provide for everyone. the way of life can be free and beautiful, but we have lost the way. greed has poisoned mens souls, has barricaded the world with hate, has goose stepped us into misery and bloodshed. we have developed speed but we have shut ourselves in. machinery that gives abundance has left us in want. our knowledge has made us cynical. our cleverness hard and unkind. we think too much and feel too little. more than machinery we need humanity. more than cleverness we need kindness and gentleness. without these qualities, life will be violent and all will be lost...
the aeroplane and the radio have brought us closer together. the very nature of these inventions cries out for the goodness in men, cries out for universal brotherhoood - for the unity of all. even now my voice is reaching millions throughout the world - millions of despairing men, women, and little children - victims of a system that makes men tortue and imprison innoncent people. to those who can hear me, i say - do not despair. the misery that is now upon us is but the passing of greed - the bitterness of men who fear the way of human progress. the hate of men will pass, and dictators die, and the power they took from the people will return to the people. and so long as men die, liberty will never perish...
soldiers! don't give yourselves to brutes - men who despise you - enslave you - who regiment your lives - tell you what to do - what to think and what to feel! who drill you - diet you - treat you like cattle, use you as cannon fodder. don't give yourselves to these unnatural men - machine men with machine minds and machine hearts! you are not machines! you are not cattle! you are men! you have the love of humanity in your hearts! you don't hate! only the unloved hate - the unloved and the unnatural! soldiers! don't fight for slavery! fight for liberty! in the 17th chapter of st. luke it is written: "the kingdom of god is within man." - not one man nor a group of men, but in all men! in you! you, the people have the power - the power to create machines. the power to create happiness! you the people, have the power to make this life free and beautiful, to make life a wonderful adventure. then in the name of democracy - let us use that power - let us all unite. let us fight for a new world - a decent world that will give men a chance to work - that will give youth a future and old age a security. by the promise of these things, brutes have risen to power. but they lie! they do not fulfill that promise! they never will! dictators free themselves but they enslave the people! now let us fight to fulfill that promise! let us fight to free the world - to do away with national barriers - to do away with greed, with hate and intolerence. let us fight for a world of reason, a world where science and progress will lead to all men's happiness. soldiers! in the name of democracy, let us all unite!"
Bin dokuzyüz on iki miydi, bin dokuz yüz elli iki miydi Güneşli bir öğle miydi, çiçekler gölgesiz miydi Ellerim kirli miydi Neydi Çiçeklere su mu serpiyordum, bir karanfil çok mu uzaklardan gelmişti Bilmem ki Benim bütün yaşamımda hep karanfiller olmuştur Her zaman hatırlarım Sanki bir karanfilden sürekli doğmuşumdur Bin dokuz yüz on iki doğumlu bir karanfili Karım göğsüme takmıştı. Şimdi ben çok yaşlıyım Şimdi ben nedense çok yaşlıyım Herkesi ayrı ayrı tanımam Ruhi Bey'i İçerenköy'den tanırım İçerenköy'ü iyi bilirim de ondan Kaç yıl önceydi, şimdi unuttum Babasını da tanırım Kaç yıl önceydi, bilemem Üryani eriği gibi gözleri vardı Çizmeleri, kamçısı Ruhi Bey, benden çiçek alırdı O zamanlar sokak sokak dolaşırdım Çiçek alanları iyi bilirdim Ruhi Bey de çiçek alırdı Nedense benden alırdı. Çünkü ben çiçekleri çok biçimli tutarım Kuşkonmazları sevmem, kullanmam Çiçeklerin aralıklarına bakarım Sanki ben onları hep yeniden yaratırım, yontarım Bin dokuz yüz kırk üçde biri öldü Boynu değil, bir karanfilin sapıydı, yana düştü Düşünce öldü Bir ölülük sindi ellerime Bir ölülük bana sindi Ona sergimde her zaman bir yer ayırırım Kimseler bilmez Ben işte gizli gizli onu sularım Karanlık bir karanfilliği Yoklukta bir karanfilliği O gün bugündür bütün çiçekler Karanfildir benim için.
Bir gün de bir demet karanfilim yandı Bir demet karanfilin penceresi, kapısı Nedense yandı Önce giyinik bir ev görünümündeydi, öyleydi Takındı kırmızılarını sonra Süslendi Bir boşluk edindi orda kendine Hemen oracıkta bir boşluk Açtı şemsiyesini ve gitti.
Ben şimdi oğlumun yanında kalırım Onun kırmızı yapraklardan yapılmış Bir zamandışılığı vardır Beni anlamaz Anlamaz, niye anlasın Anlaşılmak -değil mi ama- sanki kimsenin olamaz
Ben kendime bir karanfil mezarı satın aldım Beni oraya gömecekler Ruhi Bey cenazeme gelecek Ama hangi Ruhi Bey Doğrusu biraz şaşırdım İçerenköy'deki Ruhi Bey gelmez Osadece karanfil satın alır Ölümü pek beğenmez Şimdiki Ruhi Bey ölüme daha yatkındır Yaşamaya da Ölümle yaşam arasında bunalır bunalır Ben bu kadarını anlarım O gelir beni kaldırır Bir karanfil kalabalığına arrtık katılır Geçen gün gördüm Acımayı unuttum Sevinmeyi unuttum Ben her şeyi artık unutuyorum Ama o geçerken ne yalan söyleyeyim şuramda bir ağrı duydum Ağrı da değildi belki, hani, nasıl Gövdemi yeniden buldum Acılar acılara eklenince ağırlaşıyor Gövdem de ağırlaşıyor Ruhi Beyle kocaman bir demet karanfil oluyoruz Şu üstümdeki boşluk kadar Bir demet Yok artık pek konuşmuyoruz Benim sözlerim eskidi Onunki de eskidi Zaten kelimeler sonludur Öyledeğil mi Donuk donuk bakışıyoruz Ben ölüme iyice yakın O yaşamaktan uzak Öyle bir gök içinde durmuş gibiyiz Karanfiller ölürken Karanfillerden bir deniz.
bi gün yolda yürüyordum, bi şarkı duydum kalbim acıdı. bu kadar...